Bir Sayfa Seçin

Başarıya Giden En Kısa Yol

Merhaba! Bugün seninle karşılıklı başarıdan, zorluklardan ve aldığımız derslerden laflayacağız. Bu yazı doğrudan pratik bir yazı değil ancak ufkunu genişletmesi için, güzel şeylerin farkına varman için bu tür yazılarımın ayrı bir önemi var. Meselemiz üniversite sınavında başarı olmakla birlikte bunu keyifli bir şekilde başarmak ve sınavdan sonraki hayatın boyunca çok işine yarayacak düşünce sistemlerini, çalışma alışkanlıklarını sana kazandırmak. Yazıya başlamadan önce yanına bir bardak çay ya da kahve alırsan, kulaklarında sevdiğin müziği duyarsan, daha keyifli bir zaman geçirmiş olacağız.

Hazırsan başlayalım 🙂

Mentor, bir konuda senden daha bilgili ve daha tecrübeli olan ve bunları paylaşmaktan keyif alan insandır. Resim yapmayı Leonardo Da Vinci’den, basketbol oynamayı Kobe Bryant’tan, ya da şarkı söylemeyi Tarkan’dan öğrendiğini düşün 🙂 Bu insanların sana aktaracakları, senin kendi başına aylarca belki yıllarca uğraşıp da belki gelebileceğin noktaya birkaç günde gelmene yardımcı olabilir. Çok mükemmel oldukları için değil, neyin işe yarayıp neyin yaramadığını bizzat bildikleri için.

Eğitim sistemi bu durumu avantaja çeviriyor; ders aldığımız hocalarımız (genel olarak) o konuda bizden çok daha bilgili oluyorlar. Biz de onu dinleyerek daha hızlı ilerleyebiliyoruz 🙂

Mentor bulma konusunda bir zorluk da, hem bu kişilere ulaşmanın zorluğu hem de malesef bazılarının hayatta olmaması. Binbir çabayla Tarkan’a ulaştık diyelim (bu arada buraya en sevdiğin sanatçının ismini koyabilirsin), onu bize ders vermeye ikna etmek de ayrı bir zorluk. Burada yardımımıza kitaplar koşuyor. Dünyanın en zeki insanlarının, en başarılı insanlarının hayatlarını, uyguladıklarını onlara ait kitaplardan öğrenebilirsin. Bu yüzden kitap okumak hayatımız boyunca yapmamız gereken bir şey 🙂

Üniversite sınavı ve başarı maceranda şanslısın ki ben elimden geldiğince bildiklerimi dört buçuk yıldır yazıya döküyorum 🙂 Daha da konuşacağımız çok şey var.

Konumuza dönelim. Eğer o bilgili kişinin yazıları, kitapları yoksa tek şansımız onunla iletişim kurmaktır. Bir yıldan uzun bir süre boyunca benden daha başarılı insanlarla iletişime geçmeye çalışıyorum. Dile kolay, tam bir yılı aşkın bir süre. Onlardan duyacağım tavsiyeler, bütün hayat yolumu değiştirebilir. Aslen, bundan 5 yıl ve 10 yıl sonra nerede olmak istediğimi çok iyi biliyorum. Mesele, oraya zamanında varabilmek. Bir sürü yol var ancak hangisinin en iyisi olduğunu keşfetmem gerekecek.

Onların tecrübesi çok kıymetli. İlk birkaç ay boyunca kayda değer bir şekilde ulaştığım insan sayısı tam olarak sıfırdı. Ümidimi yitirmedim ve devam ettim. Her zor konuda olduğu gibi burada da Dip Kuralı geçerliydi (bu kuralı konuştuğumuz rehbere 3 aylık veya 1 yıllık paket aldığında ulaşabilirsin). Çabalarım meyvesini verdi 🙂 Şuan bir elin parmağı kadar insanla başarı planlarım, hayallerim hedeflerim üzerine düzenli olarak görüşüp beyin fırtınası yapıyoruz. Şöyle düşün, bir avuç insan senin çok daha başarılı olman için uğraşıyor. Bundan daha keyifli bir şey olabilir mi? Bence de 🙂

Ve görüşmeye gittim

Bana en çok katkısı olan görüşmelerden birisi, (dile kolay) milyar dolarlık değeri olan Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birinde önemli bir kademede yöneticilik yapan çok başarılı bir insandı. Kendisi beni şirketine davet etti. Odasına girdiğimde beni masasının arkasından karşılamak yerine, o da benimle masanın önündeki sandalyeye oturdu ve bir saat boyunca sözünü kesmeden tecrübelerini dinledim.

Muhtemelen merak ediyorsundur nasıl iletişime geçtiğimi; üç şey. Azim, ortam ve üslup. Azim çünkü ilk üç ayda “ben mentor bulamayacağım” deyip pes etsem bir senelik çabadan sonra bu insana ulaşamazdım. Ortam çünkü İTÜ gibi ülkenin en iyi okullarında olmanın en büyük faydalarından birisi sağladığı çevre imkanı. Hayatında senin kadar zeki, bilgili ve kültürlü insanlarla, onların çalıştıkları projeler hakkında konuşma fırsatını bulabileceğin birkaç yerden birisi kaliteli bir okul ortamı (bir diğeri de iş ortamı). Bu durum ortalama üstü olan bütün okullar için geçerli (o yüzden iyi bir yeri kazanmalısın :)). Kendisi de İTÜ’lüydü, bu çok işime yaradı. Üslup da zaman içinde geliştireceğin bir şey olmakla birlikte, mesajını incelikle ve ikna edici bir biçimde nasıl ileteceğin üzerine.

Buraya kadar sözü biraz uzun tuttum ki hem mentor aramanın, kitap okumanın hem ortamın hem de azmin sonuçlarının önemini ve sana neleri kazandıracağını fark et 🙂

Nereden nereye

Kendisinin hikayesini sana anlatacağım ve çıkarımlarımızı beraber yapacağız. Bu kadar başarılı bir insanın hayata dair tecrübelerini dinleme fırsatı elimize kolay geçmiyor, o yüzden dikkat kesil 🙂

Anlattığım üzere, kendisi çok büyük bir şirkette yönetici, elbette aynı zamanda ekonomik olarak çok iyi bir durumda. Amerika gibi teknolojinin en büyük merkezine gidip bir iki yıl orada kalıp memlekete dönmüş. Peki hep bu kadar başarılı mıymış?

Lisedeyken delik ayakkabıyla gezerdim. Babam memurdu ve paramız çoğu şeye yetmezdi. Bütün liseyi o ayakkabıyla bitirdim.

Bazen senin de aklından geçiyordur belki; eğer varlıklı bir ailede, özgürlüklerin ve imkanın bol olduğu bir ülkede doğmuş olsaydık hayatı çok daha üst bir düzeyde yaşıyor olacaktık. Ne üniversite sınavı canımızı sıkacaktı ne de başka şeyler. Haklısın. Ama bu düşünceye takılıp kalmak, daha iyi bir hayatı elde etmenin önüne geçer; olduğun yerde takılıp kalırsın. Bizim durumumuzun avantajı ise şu. Bu zorluklar, kim olursa olsun insanı en çok geliştiren şeyler listesinde bir numarayı tutuyor. Hayatın bir zorluğu, bir amacı, ulaşmak istediğin bir noktası olmadığı sürece rüzgarın savurduğu yapraklardan farkımız kalmaz. Bunu şuan kabul etmiş ya da söylediklerime duygusal olarak tepki vermiş olabilirsin. Doğal, ancak bunun doğruluğunu zamanla fark edebilirsin.

Üniversiteye başladığımda ekonomik durumumuz hala iyi değildi. Bir yandan derslere girer, ders çıkışı da iş başı yapardım. İş yerinde bazen gece vardiyasına kalırdım. Hem okuyor hem aileme para gönderiyordum.

Söylesene böyle bir azime sahip olan bir insanı hangi zorluk yere serebilir? Pek çoğumuzun tek derdi dersler olmasına rağmen yine de canımız sıkılıyor, bazısı da sabah akşam azimle çabalıyor, çünkü başka şansı yok.

Verdiği bir örnek de şuydu;

Arkadaşlarımla dışarı gezmeye çıktığım da oluyordu. Bütün gün derse girer, çıktığımda akşam 8 gibi buluşurduk. Saat 12 olduğunda ben iş yerine döner sabaha kadar çalışırdım.

Kendisinin belki de tek büyük şansı, doğuştan az uykuya ihtiyaç duyması. Günde 4-5 saat ile epey aktif olabiliyor. Hatta attığım maile yanıtını sabah 4:10 gibi vermişti, şaşırmıştım. Ben de onun mailini bir on dakika sonra gördüm, çünkü ben de uyanıktım eheh.

Daha sonra söz bizim gibi gençlere geldi 🙂 Bana sordu,

Günde kaç saat çalışıyorsun? Okul dışında kaç saat çalışıyorsun? Hah, o sayıyı on ile çarp işte o normal çalışma süresi. Başkalarından daha iyi olmak istiyorsan normalden daha fazla çalışmalısın.

dedi ve ekledi,

Siz gençler, çalışmanın ne demek olduğunu bilmiyorsunuz.

Elbette söz meclisten dışarı ancak şuan çalışmaya ayırdığımız vakti çok daha verimli şekilde kullanabiliriz. Masaya oturup “çalışıyorum” saydığımız süre 8 saat ise bunun belki de 4 saatini verimli şekilde odaklanarak geçiriyoruz. Bu konuyu iyileştirmek adına ileriki rehberlerde güzel stratejilerden konuşuyor olacağız.

Bu yazılar sayesinde verimliliğini çok daha iyi bir düzeye çekebilir, ders çalışmaktan daha fazla keyif almaya başlayabilirsin 🙂 Elbette her zaman gelişmek için yer var, o yüzden kendisine hak vermemek imkansız.

Son olarak, üniversiteye girdiğinde (ya da üniversitedeysen) bu tavsiyeyi aklında bulundur:

Öğrenmeyi seviyorsan bunu her fırsatta göster. Okulu bitirdikten sonra “ben öğrenmek istiyorum” diyen adam olmak yerine, boş vakitlerinde bölümünle ilgili kitaplar, kurslar peşinde koşarsan eğer, dünyanın her yerinde kapılar açılır. Bırak onları, eğer böyle birisini bulursam ben peşini bırakmam.

Ve anlattığı gibi birini bulup üç yıl boyunca işe almaya çalışmış, demiş ki istediğin maaşı ve pozisyonu alacaksın yeter ki gel çalış. Sebebi, o kişinin yukarıda anlattığı gibi kendini geliştirmeyi çok seven birisi olmasıymış.

Sözün özü, kendimizi geliştirmeye, çabalamaya ve çalışmaya devam ettiğimiz sürece hayatın zorlukları bizi daha da güçlendirir, bolca da tecrübe ediniriz. Yolun sonunda da istediğimiz yere elbet ulaşırız.

Kendisiyle görüşmemden beri yaklaşık iki ay geçti ve neredeyse her gün, bugün yeterince çalıştım mı diye soruyorum kendime.

İyi çalışmalar 🙂

0 Yorum

X

Şifrenizi mi unuttunuz?

Bize Katılın