Bir Sayfa Seçin

Çekim Yasasıyla Sınavı Kazan

Merhaba. Bugünkü konumuz çekim yasası ve bunu kullanarak sınavı nasıl kazanabileceğimiz. Evet, değişik bir konu 🙂 Ancak konuşacaklarımızın işine yarayacağına inanıyorum.

Çekim yasası, bir süredir ortalıkta olan ve çok değişik şekillerde yorumlanmış olan, uygulayan insanların çok büyük beklentilere sahip olduğu bir “yasa”. Basitçe, atomların enerjiden oluştuğunu ve biz de enerjiden oluştuğumuz için bunu yönlendirerek istediğimiz şeyleri hayatımıza “çekebileceğimizi” iddia eder. Sadece bu cümleye bakarak “Hmm, işe yaramaz” ya da “Bu kesin hayatımı değiştirecek!” demek pek mantıklı olmaz. Tam olarak ne anlama geldiğini çözmeliyiz.

Çekim yasasının anlamını iki şekilde inceleyip bizim için işe yarar bir şey var mı bakalım

Çekim yasasına inanan ve yeni yeni araştıran insanların ciddi bir kısmı sadece düşünerek hayatımızda büyük değişiklikler yapabileceğimizi iddia ediyor. Mesela kimisi sadece düşünerek zengin olmayı bekliyor. Kimisi istediği insanı kendisine aşık edebileceğine inanıyor vb.

Üzgünüm, ancak çekim yasasının bu kısmının gerçek hayatta hiçbir karşılığı yok. Çekim yasası ya da Kuantum Enerji denilerek bilimselleştirilmeye çalışılan bu düşünceler aslında ne birer “yasa” ne de kuantum enerjiyle alakası var. Evet, atomlar enerjiden oluşuyor (Einstein’in meşhur formülü). Ancak bu, onları ‘yönlendirebileceğimiz’ anlamına gelmiyor.

Şimdi işin ikinci kısmına bakalım. Çekim yasasına az biraz bakmış, anlatılanların mantığını çözen a ve bunu kullanan insanlar var. Bu mantıklı kısım da şu; eğer ben boş vakitlerimde bile sınavı nasıl kazanabileceğim üzerine kafa yorarsam bu benim çok daha başarılı olmama yardımcı olabilir.

Hayır, düşünce gücüyle olağanüstü bir şey gerçekleşeceği için değil. Zihnimizi hangi konuyla meşgul edersek bilinçaltı da biz uyurken bile o konuda bir çözüm bulmaya uğraşır. Çözemediğin bir soruyu yarına bırakarak uyuduğunda sabahleyin çat diye çözebilmeni sağlayan budur. Ya da muhabbet sırasında hatırlayamadığın bir şeyi kısa bir süre sonra birden hatırlayabilmen bunun sayesinde olur.

Buna Pygmalion Etkisi deniyor. Eğer insanlarla aramı düzeltmek istiyorsam, onları daha keyifli bir şekilde selamlamak, güzel bir muhabbetin kapısını açabilir. Bu davranışım, onların hakkımdaki düşüncelerini de daha olumluya taşır. Bu sayede davranışları daha da güzelleşir. Bu da benim onlar hakkındaki hoş düşüncelerimi besler. Basitçe böyle anlatabilirim 🙂

Bunu kendi kendine de kullanabilirsin. Matematikle aranı düzeltmek istiyorsan, karşına çıkacak ilk engel olumsuz düşünceler olacaktır. Onları pat diye değiştirmek mümkün değil ancak değişimin yollarından birisi, düşüncelere rağmen harekete geçip matematiğin sevdiğin kısımlarıyla işe başlamaktır. Sevdiğin konuları, soruları çözdükçe yapabildiğine inanırsın. Bu da birisi “matematik” dediğinde aklına gelen otomatik düşüncelerin olumlu olmasını sağlar. Matematikle aranız güzelleşir.

Ayrıca, sevdiğin bir dersi düşün. Onu sevmenin bir sebebi de yukarıdaki Pygmalion Etkisi’ni zamanında kullanarak güçlü olumlu düşünceler oluşturmandandır 🙂

Bunun tam tersi örnekler de mevcut elbette. Pygmalion’un kuzeni olan “Davranışlar düşünceden, onlar da çevreden aldığımız bilgilerden oluşur” temeli üzerine kurulan düşünce yapısının bir örneğini görelim;

Gördüğün gibi, davranışlarımızın temelinde duygularımız, onun altında da yorumlarımız yatıyor. “Sınavdayım” diyen her öğrenci farklı şekilde düşünecek, farklı sonuçlar elde edecektir. Bu yüzden elde ettiğimiz sonuçları değiştirmek istiyorsak düşüncelerimizi değiştirmeliyiz 🙂

Sözün özü, bu konular Tony Robbins’in kitaplarında bolca geçen ve benim de farkında olarak, severek kullandığım stratejiler. Çekim yasasının olağanüstü kısmı bizi ilgilendirmiyor ancak Pygmalion Etkisi ve durum-davranış döngüsü bizim için önemli. Bu konunun pratik kısmına bir sonraki yazıda değineceğim.

O yazıya dek, kendinle ilgili son resimdekine benzer bir düşünce yapısını fark etmeye çalış. Hangi konularla ilgili olumsuz hislerin var bir düşün.

Kendine iyi bak 🙂

X

Şifrenizi mi unuttunuz?

Bize Katılın