Bir Sayfa Seçin
× 2020 yılı başarı yılın olsun. Yepyeni rehberleri yeni blog sayfasında öğren. Hemen başla →

SINAVA GİREN ÖĞRENCİLERİN EN ÇOK ZORLANDIĞI ŞEY VE ÇÖZÜMÜ

Merhaba, ben Hakan Eröztekin. Başlıkta okuduğuna inanamıyorsan aramıza hoşgeldin 🙂

Bu eğitimi tamamladığında sınav hazırlığına dair çok daha iyi bir yaklaşım kazanacaksın. Sana YKS’yi kazandıracak 1 numaralı stratejiyi öğreteceğim. Ardından sınavı fethetmek için gereken bütün malzemelere sahip olabileceksin.

İşe bu çok önemli konu ile başlıyoruz: Türkiye’nin en iyi üniversitelerini kazanmak. Kulağına şaka yapıyorum gibi mi geliyor? Hayır, ben çok ciddiyim.

Buradaki “en iyi üniversite” kavramı istediğin bölüme göre değişebilir ancak bu üç kelimeyi biraraya getirdiğinde aklına neresi ya da nereler geliyorsa onu kast ediyorum.

Hangi üniversite ve bölümü istediğinden hiç emin değilsen eğitimi tammladığında sonra bu su da berraklaşacak 🙂

Son 6 yıldan beri sınav rehberliği yaparak ulaştığım on binlerce öğrencinin en büyük derdi neydi biliyor musun?

Aldığım sayısız soru içinde bir numaralı olan şey; kendine inanmamak. Diğer bir deyişie; kendine güvenememek. Çevreden yeterince destek alamamak. O üniversiteyi gerçekten kazanıp kazanmayacağını bilememek.

Sen de bu sorunu yaşıyor musun? O zaman kollarımızı sıvayalım.

Maceraya başlamadan önce kısa bir not; öğrendiklerinden en büyük verimi elde etmek için onları mutlaka uygula ve yeni rehberleri takipte kal. Video izlemek daha basit olurdu ama ben zor yolu izlemeni istiyorum. Hem yazarak kendimi ve öğretmek istediklerimi muhteşem şekilde anlattığımı söylüyorlar 😀

Bakalım sen ne düşüneceksin 🙂

Düz liseden mezun olup İTÜ’yü nasıl kazandım?

Sana biraz kendi hikayemden bahsedeyim. Çayını, kahveni al ve hikayemin tadını çıkart. Okurken bazı yerlerde öğrencilerin yaşadığı o büyük sorunla(kendine inanmamak) ilgili ipuçlarına dikkat et.

Üniversite sınavını kazanmak hiç de kolay değil. Bunu kabul ediyorum. Bu yetmez gibi bir de işin ciddiyetini daha biz çocukken kavramamızı bekliyorlar!

Ben ilkokul 5. sınıfta bilgisayar oyunları peşinde koşarken okulda bize sürekli test çözdürüyorlardı, yaşım sadece 12’ydi. Sokakta top oynayıp, yakalama oyunlarında arkadaşlarımı kovalayıp yere düşüp ağladığım yaşlardı.

Çok geçmeden, benim gibi yüz binlerce öğrenci ile yarışa sokulacaktım…

Bunu istiyor musun diye bana soran olmamıştı. Ben oyunlarımla, arkadaşlarımla ve dizlerimdeki yaralarla mutluydum. Ben henüz işin ciddiyetini kavrayamamışken ailemin beklentileri oluşmaya başlamıştı; abimin okuduğu liseye girmemi istiyorlardı.

Hatta abimin hocalarından bir tanesine “Kardeşi de yolda” diye anlatmışlardı, ben ise hala bilgisayar oyunları ve arkadaşlarımı kovalama peşindeydim. Onlar da benim için iyisini istiyordu ancak ben henüz durumun farkında değildim. Yanlış bir şey de yapmıyordum, çocukluğumu yaşıyordum.

Bir fırtına esti…

Hiçbir liseyi kazanamadım ve düz liseye kaydoldum. Sınavdan önce çevremin benden beklentisi daha da artmıştı ancak onları hayal kırıklığına uğratmıştım. Çok kötü hissediyordum.

Demek başarısız olmuştum, bu hayat boyu başarısız olacağım anlamına mı geliyordu? Bu düşüncenin aklımdan geçtiğini anı hala hatırlıyorum. Sınav sonuçları açıklandığı gün öylesine çaresiz ve bitik hissetmiştim ki biraz kafa dağıtayım diye birlikte ailemle parka dolaşmaya gitmiştik. Abimle yine top oynadık ama ben hayata 1-0 yenik düştüğümü hissediyordum. Aslen oyunun da 1’de bittiğini düşünüyordum. Artık yapacak hiçbir şeyim yoktu.

Benim gibi sınavı kazanamayan diğer öğrencilerle beraber okuyacaktım, yeni oyun arkadaşlarım onlardı.

Lisede aylar birbirini kovalarken, okulun ortamını da gördükçe işin ciddiyetini biraz da olsa fark etmeye başladım. Sınavı kazanamamamın sonuçlarıyla yüzleşiyordum, çok acıydı.

Ben daha liseye alışamamışken üniversite sınavı yaklaşıyordu…

Lisemin bana o kadar katkısı olmadı ki, ne kadar anlatsam az kalır. Ne adamakıllı bir ders işleniyordu, ne de benden başka işi bir gram olsun ciddiye alan birileri vardı.

Sınavlarda kopyalar çekiliyordu, ben sınavı yarılamadan kağıdını veren arkadaşlar hoca ile muhabbete başlıyordu. Ortam berbattı. O karanlık günler içinde beni fark eden iki hocamdı tek desteğim. Dört yıllık liseden iyi olarak hatırladığım tek şey buydu.

Dershaneye de gidiyordum elbet. Tuhaf bir şekilde, bana ciddi olarak hiçbir katkısı olmadı.

Öğrencileri puanlarına göre sıralıyorlardı. Ben yine, içlerinden en iyi sınıfa girmeyi başarıyordum. Sınıfta 16 kişi vardı, 15’i Simav’daki (Kütahya’nın bir ilçesi) en iyi lisenin öğrencileri ve ben vardık. Eh, aralarına kabul edilmem hiç de kolay olmamıştı. Ancak onlara baktığımda, onlar da kendilerine inanmıyorlardı. Her ne kadar iyi bir okulda olsalar da çok başarılı olacaklarına benim onlara inandığımın yarısı kadar inanmıyorlardı.

Günler yaklaşıyordu. Sınav adım adım geliyordu.

Bir sene sonra üniversite sınavına girecektim ve bir geceyarısı Simav’da 5.9’luk bir deprem oldu, evden kaçtık ve güneş doğana kadar dışarıda ateş başında sabahladık. İnsanlar çığlık atıyordu, nerede ne kadar hasar var, artık kim hayatta kim değil bilmiyorduk. Tek bildiğimiz şey güvenliğimizi evimizde değil soğukta ateşin başında biraradayken hissettiğimizdi. O gün sabaha kadar defalarca sarsıldık, ölümü bu kadar yakın hissettiğim başka bir gün olmamıştı.

Günlerce evimize giremedik ve bir daha da asla giremeyecektik. Aylarca başka evlerde yaşadık. Taşındığımız yerlerde de en ufak sarsıntıdan panikleyen insanlar mı dersin durmaksızın gürültü yapanlar mı dersin hepsi vardı.

Depremden sonra ben de iyice dağılmıştım. Odaklanamıyordum. Ne başımızı sokacak güvenli bir evimiz oluyordu ne de sakince çalışabileceğim bir masam. Gün boyunca tek yaptığım şey, gerçekten uzaklamaya çalışmaktı. Bilgisayar oyunları ve kitaplar tek kaçışımdı.

Tüm bunlar vardı ve bir de hayallerim vardı.

Yine de kendime inanmayı bırakmıyordum. Sınav senesi gelmeden önceki sıcak bir yaz gününde bir hocamla diyalogum sırasında ciddi olarak nerede olmak istediğimi ilk kez dile getirdim.

Ne okumak istiyorsun?

Bilgisayar Mühendisliği dedim. Çünkü yıllar boyunca en çok ilgilendiğim – hatta belki de tek ilgilendiğim – şey oydu.

Peki nerede okumak istiyorsun? Eğer mühendislik istiyorsan teknik okullara girmen daha iyi olur, zaten üç tane var; Yıldız Teknik, ODTÜ ve İTÜ.

Birkaç yıl öncesinde İstanbul’a bir kez gelmiştim ve aşık olmuştum “Ben burada yaşamak istiyorum” dediğimi unutamam. İyi bir okula girmeliydim lisede gördüğüm ortamı bir daha görmek istemiyordum. Sıralaması daha yüksek olan İTÜ’de karar kıldım. İTÜ’de iki tane Bilgisayar bölümü vardı, Türkçe ve İngilizce. O da iyisi olmalıydı, hocama dedim ki İTÜ Bilgisayar Mühendisliği’nin İngilizcesi. O da 5 bin civarından öğrenci alıyordu. Öyle yüksek bir sıralama ki sınava 2 milyon kişi giriyor desek her 2000 kişiden sadece 5’inin girebileceği bir yerdi. Bense alelade bir düz lise öğrencisiydim.

Hocamın tepkisi de beni hayal kırıklığına uğratmıştı,

Türkçe’si kaç binden alıyor? Orayı hedefle.

Bu cümleyi hala daha unutmam (2020’ye birkaç hafta kaldı 7 yıl önceki bu cümleyi hala unutmuyorum). Hocam bana benim kendime inandığım kadar inanmıyordu. Fakat ona da kızamazdım, ne adamakıllı bir lise eğitimim vardı ne de başaracağıma dair bir işaret. Tek sahip olduğum şey hedefimdi, İTÜ Bilgisayar Mühendisliği’nin İngilizcesi…

İlk denemem hayal kırıklığıydı. Haneye bir başarısızlık daha ekledim…

Sınava girdim. İlk sınavda 50 bininci oldum. Pek parlak bir sonuç değildi. Hatta kapkaranlıktı. Çünkü 50 binden 5 bine çekmek imkansızdı. İkinci sınavda da aynı sonucu aldım. Çok üzücü günlerdi.

Ailemi tekrar hayal kırıklığına uğratmıştım. Akrabalarım da bir bir haberi aldılar. E tabi böyle durumlarda sağdan soldan bir sürü tavsiye alıyordum, şöyle yap böyle yap diye.

Hepsini dinledim ama hiçbirine uymadım. Kendi kendime kaldım ve dedim ki, oyunu şah mat edeceğim. İşte o gün kaderim değişmişti. İkinci sene sınava girene kadar çevreden gördüğüm destek ve güven, ilk senenin yarısı kadardı ancak bu sefer elimde çok güçlü bir koz vardı, oyunu değiştiren o strateji.

İkinci yıl ne oldu? Sonuçlar beklediğimin de üstünde geldi. “En kötü ihtimalle YGS’de ilk 10 bine girersem LYS ile daha da yukarı çekerim” diye düşünüyordum. Hedefim 5 bindi ve ben arada iki bin başarılı öğrenciyi de geride bırakarak YGS’de ilk 3 bine girdim. Sonuç sayfasını gördüğümde çığlığı basmıştım :))

İşte 50 binden gelip Türkiye’de ilk 3 bine girme hikayem böyle başladı. O stratejiyi merak ediyorsun biliyorum. Kesin inanç. Bir kez kendine sonuna kadar inanmayı başardığında durdurulamaz hale gelirsin. Ne bölgedeki diğer okulların başarılı öğrencileri ne de Türkiye’nin ilk 10 binindeki diğer öğrenciler, hepsini sollayabilirsin.

Kendine inancını güçlendirme aşamasına geliyoruz. Şimdi, aşağıdaki çok önemli soruları düşün. Bir belki iki cümlelik kısa yanıtlar vermen yeterli.

  • Sen de benzer zorlukları yaşıyor musun?
  • Çok sağlam bir hedefin olduğunu düşünüyor musun?
  • Sınavı kazanacağına kesin olarak inanıyor musun?
  • Ailenin ve çevrenin beklentilerini üzerinde hissediyor musun?
  • Hocalarının baskısı, seni diğer öğrencilerle kıyaslaması canını mı sıkıyor?
  • Ortada binlerce konu anlatımlı kaynak varken, hiçbirinin senin gerçekten sınavı kazanmanla ilgilenmediğini fark ettin mi?
  • Rehber hocalarının birbirinin kopyası olan programlarından, klişe sözlerinden hatta hiç ilgilenmemesinden bıktın mı?
  • Günde yüzlerce soru çözmen gerektiğini, sürekli çalışman gerektiğini hissettiğin halde bazen kalemi tutacak gücün bile olmuyor mu?

Biliyorum, hepsini biliyorum. Kendi tecrübelerimden, derdini dinlediğim sayısız öğrenciden. Bana anlattıklarından. Öğrencilerin derdi, yaşadığı zorluk çok fazla ama yardıma koşan yok.

Dahası ne biliyor musun? Durumu düzeltmek için en yetkili olan kişiler bile bir bakıyorsun sınav sistemini birden değiştiriveriyor, her şey tepetaklak oluyor. Bu da senin gibi öğrencilerin stresin, kaygısını doruğa tırmandırıyor.

Nasıl tırmandırmasın? Seni düşünmüyorlar ki.

Kime güveneceksin?

Daha da önemlisi, tüm bunlar olurken sen ne yapacaksın? Bunları bahane olarak mı kullanacaksın yoksa bunlara rağmen başaracak mısın?

Her sene sınav birincilerine başarılarının sırrı sorulur. Yanıt klasiktir “çok çalıştım”. Ama gerçeği gizlerler. Çok çalışan yüz binlerce öğrenci var neden hepsi çok iyi puanlar alamıyor? diye düşündürürler.

Çok çalışsam, biraz program yapsam yeter diye düşünen öğrenciler sınavlar açıklandığında hayal kırıklığına uğruyor. İçlerinde iyi sıralama yapanlar da çıkıyor elbet ancak kaliteli bir çalışma sistemiyle onun bile üstünü elde edebilecekken bununla yetinmek zorunda kalıyorlar.

Bundan bir yıl sonra (sınav bittiğinde) bu düşünceye inanmanın pişmanlığını yaşarsın. İlk yılımda ben de bunlara inanıyordum, istediği yerin çok uzaklarda bir yerde kaldığını ve ulaşamadığını bilmek çok kötü bir his. Deniz kenarında elinden kayan şişme botunu dalgaların sürükleyip götürdüğünü izlemek gibi bir şey.

Hani kabus görürken koşup kaçamazsın ya o derece güçsüz ve çaresiz hissedersin.

Bu düşünceye inanıp istediği sonucu elde edemeyince “Nerede yanlış yaptım?” diye düşünen öğrenciler, tatmin edici bir yanıt bulamaz.

Öğrencilerin en büyük dertlerinden biri de, istemediği üniversiteye yerleşmek. İstediğin sıralamayı elde edemediğinde “boşta kalmamak için” bir yeri yazarsın, ailen istedi diye bir yeri yazarsın. İlk haftadan oradan nefret etmeye başlarsın (tersinin gerçekleşmesi yani çok istemeden girdiğin bir yeri sonradan sevmen çok zordur).

Keşke daha çok çalışsaydım dersin. Sorun az ya da çok çalışmakta değildir ne olursa olsun, sonuçta istemediğin bir yerde sıkışıp kalmışsındır. Bir yandan sınava tekrar hazırlanmak istersin, bu sefer puanın kırılacaktır. Çıkmaza girmişsindir. Ya istemediğin bir yerde yıllarını geçirecek ve hayatın boyunca o istemediğin ünvanı taşıyacaksın ya da bir yılını bir kat daha zorlaşan sınavı kazanmak için feda edeceksindir.

İTÜ’yü kazandığım sene uyguladığım ve anlattığım öğrencilerin çok daha iyiye ulaşmalarını sağlayan şeyi artık biliyorsun. Kendine inanmak ya da çok daha güzel bir tabirle “Kesin İnanç”.

Şimdi, hazırsan kendine inancını güçlendirmeye başlayalım.

Kendine inancının ne seviyede olduğunu düşünüyorsun? Hayalindeki üniversiteyi kazanacağına kesin olarak inanıyor musun? Çok iyi bir üniversite kazanacağına inanıyor musun? Kendine inancını 10 üzerinden puanla.

Şuanki seviyen iyi ya da kötü olabilir hiç fark etmez, ama olduğundan çok çok daha iyi bir seviyeye getirebileceğimiz kesindir. Bugün kendine ne kadar inandığın geçmişte yaşadıkların, çevrenin sana güveni vb. olaylarla şekillenmiştir ve sen tüm bunların çok da farkında değilsindir. Ancak her şeyden önce şunu bil; bugün hangi durumdaysan bu, zamanında kendine güvenerek (veya yeterince güvenmeyerek) verdiğin kararlarla belirlenmiştir. Çok iyi bir lisede okumak istediğin için ya da sadece ailen için o okulu kazanmış olabilirsin, ya da basitçe o kıyafetin sana yakışacağını düşündüğün için onu keyifle giyiyorsundur. Kendine inanmak, başarılarını ve hayatını derinden etkiler.

Kendine inanmanın 3 seviyesi vardır; Denemek, Düşünmek ve Kesin İnanç.

Denemek yetmez… 

“Sınava girelim bakalım ne olacak?” diyen birinin kaliteli bir sonuç elde etmesi imkansızdır. Bu yaklaşım hayatın her alanında da böyledir. Üstelik deneme-yanılma metodu çoğunlukla zaman kaybıdır. Sınava iki defa, üç defa, beş defa giren insanlar da vardır. Üniversite sınavında takılıp kalmak çok acı bir duygudur.

Düşünmek de yetmez…

Düşünmek, “Yapacağıma inanıyorum” demektir. Denemeye göre daha iyi sonuç getirir. Sınava girip görece iyi sonuç elde eden öğrencilerin çoğu bu seviyededir. Ancak çok iyi sonuç elde etmek için yeterli değildir. Bu çok iyi sonuç, illa Türkiye’de derece yapmak anlamına gelmez, kendi ulaşabileceğin en iyi yere ulaşmak demektir. Öte yandan, isteyen herkes gereken çabayı gösterdiği taktirde, biraz da şansın yardımıyla en iyi üniversiteleri kazanabilir.

Kesin olarak inanmalısın!

Kesin inanç ise “Yapacağımı biliyorum” demektir. Elbette her şey senin elinde değildir, başarında pastanın en büyük payı senindir, onu sonuna kadar iyi kullanmanın yolu kesin inanca sahip olmaktan geçer.

Çok başarılı insanların uyguladığı stratejilerden biri de DURUMA BAKARAK SONUCU BELİRLEMEK değil SONUCU GÖREREK HAREKETE GEÇMEKTİR.

Bu ne demek? Benim durumumda, “düz lisedeyim, sınavı da kazanamadım” diye düşünseydim bugün bu satırları okuyor olmazdın, değil mi? Ben nerede olduğuma bakmadan, sınava girmeden dahi İTÜ Bilgisayar Mühendisliği’nin İngilizcesi diye kararımı vermiştim. İlk yılda değil ikinci yılda kazanmam ise kesin inancı çok daha güçlendirmeme ek olarak uyguladığım birçok başka stratejinin sayesinde oldu, 50 binden 47 bin kişi yukarı yükselmemi sağlayan stratejiler 🙂

Peki sen hangi aşamadasın? Bir sonraki yazıda; Kesin inancı sağlamanın 1 numaralı yolunu konuşacağız, o rehberdekileri başarın için mutlaka öğrenmelisin.

Yazıdan haberdar olmak için sağ alttaki çana tıklayarak bildirimleri açabilir, blogu düzenli takip edebilirsin.

Kendini hangi aşamada görüyorsun? Sınava hazırlanırken senin en çok zorlandığın yer neresi? Hikayemi ve bu rehberi nasıl buldun?

Yorum olarak benimle paylaş 🙂